Bülten ve Dergi

NSP_PREV NSP_NEXT
Oda Dergi Aralık 2015
Oda Dergi Mayıs 2012
Odadan
Oda Dergi Eylül 2012
Oda Dergi Haziran 2012
İş veya Eleman Arayanlar
Üye E-Posta
A+ R A-

Tek tip TOKİ Binaları İleride Büyük Sorun Olacak

Levent'teki Loft Bahçe projesiyle prestijli RIBA ödülünü kazanarak adını Zaha Hadid, Norman Foster gibi devler arasına yazdıran Murat Tabanlıoğlu, aynı tipte, coğrafi ve sosyal koşulları hiç dikkate almadan yapılan TOKİ yapılarının ileride büyük sorun olacağını düşünüyor.

Levent Loft, Levent Bahçe, Sapphire gibi konut projelerinin arka arkaya inşa edilebiliyor olması, varlıklı kesimin artık kentin dışındaki sitelerden merkeze geri dönüşlerinin bir göstergesi mi?
Levent Loft ve Bahçe aslında Sapphire'den biraz farklıdır. Daha çok çocuksuz çiftlerin, yalnız yaşayanların ömür boyu değil ama birkaç sene yaşamak isteyebilecekleri bir yaşam şekline göre tasarlandı. Bu nedenle kendi içinde anlaşabilen, kimi zaman iş hayatında da görüşen kişiler tarafından satın alınıyor ve bu yüzden sıkı bir komşuluk ilişkisi de oluştu. Ancak dediğinize katılıyorum: bu tip konutların talep edilmesi kentin kenarlarındaki güvenlikli sitelerden kent merkezine doğru bir dönüşün başladığının işareti olabilir. Elbette burası tam Nişantaşı, Bağdat Caddesi gibi değil. Buranın en büyük eksikliği Büyükdere Caddesi'nin planlanmamış olması ve bu plansızlık biz mimarları da oldukça zorluyor. Buranın toparlanabilmesi için öncelikle bu yapıların arkasından geçecek yeni bir bulvarın açılması lazım.

Bugünlerde neredeyse milli bir politika haline gelmiş çoşkulu bir imar faaliyeti var Türkiye'de, tüm ülke şantiye... Buna rağmen mimari kalite inşaat hacmi ile doğru orantılı olarak artmıyor. Dünya mimarlık kültürüne katkı yapabilecek pek az yapımız var hâlâ. Neden?
Hafta sonu herhangi bir gazeteyi açınca görüyoruz aslında bu kalitenin nasıl olduğunu. Bunların arkasında yatan beyinler önemli ve kimler olduğunu da biliyoruz zaten. Mimardan çok yatırımcıların ve onları yönlendiren danışmanların inisiyatifleri, şablon yapı tipolojileri ve hatta klişeleşmiş pazarlama taktikleri ile şekilleniyor kentler. Mimarlar çoğu zaman bu şablonların ve klişelerin görselleştirilmesi için kullanılıyor ve bu çok tehlikeli aslında.
TOKİ'nin de yaptığı bundan farklı değil. Gecekonduları silip apartmanlardan oluşan bir siteye geçince elbette yapısal kalite artıyor. Ama mekanın veya yaşamın kalitesinde bir değişiklik olmuyor. Hatta şablon bir apartman çok daha kötü bir ortam yaratabiliyor.
Şahsen bizi herhangi bir projede orada nasıl bir yaşam tarzı, nasıl bir atmosfer olması gerektiği ilgilendiriyor. Her projemizde öncelikle oradaki yaşamı kurguluyoruz, düşünüyoruz, sorguluyoruz. Bize verilen programı olduğu gibi alıp tasarıma başlamak yerine mal sahibi ile önce o programı tartışıp baştan tasarlıyoruz. Ancak ondan sonra iyi bir tasarım ortaya çıkabiliyor.

Örneğin şimdi Hamburg'da bir projeye davet edildik birkaç ekiple birlikte. Belediye yatırımcıya öncelikle temasını soruyor. Ama bu pazarlama amaçlı bir tema değil. O projenin içinde yer alacak işlevler neler olacak, kente verdikleri, kentten aldıkları nelerdir, bunları tanımlamasını istiyorlar. Bu temayı kabul ettikten sonra birkaç alternatif mimari proje bekliyorlar. Uzun süren tartışmalar ve diyaloglarla o tema ve öneri projeler revize ediliyor filan. Ancak ondan sonra imar iznini veriyorlar. Türkiye'de de bir an önce bu yaklaşıma geçmemiz şart.

Siz yurtdışında da epey sayıda proje uyguladınız. Türkiye'deki işverenlerle yurtdışındakileri kıyaslayabilir misiniz?
Biz işverenler konusunda şanslı sayılırız. Çoğunlukla önce burada nasıl bir şey olmalı tartışmasını yapıyoruz birlikte, ondan sonra tasarlamaya başlıyoruz. Öte yandan tüm olayı sadece metrekare olarak gören firmalar da var. Biz onlarla hiçbir zaman anlaşamıyoruz.

Parselden en fazla metrekareyi çıkarmayı düşünen bir firmayla Loft Bahçe projesinin bu heyecan verici tektonik formunu gerçekleştiremezdik mesela. Biz mimar olarak oradaki yaşam kalitesinin değerinin salt metrekare ile ölçülebilen bir şey olmadığını aktarabildiğimiz işverenlerle başarılı projeler ortaya çıkarabiliyoruz.

Yerel yönetimlerin ve işverenlerin şunu anlaması lazım ki projeleri değerli kılan inşa edilen döşeme alanı veya emsal değil, başka ölçülemeyen faktörler daha önemli. Bu da imar koşullarının özel konumdaki projelerde standartların esnetilmesi, bazen daha da kısıtlanması, ama her şekilde tartışılarak ve müzakere edilerek istisnaların yaratılması lazım. Örneğin Florya'daki Atatürk Köşkü şahane bir binadır ama bugünün imar koşullarına göre bırakın deniz üstünde öyle bir yapı yapmayı kıyıda bile yapamazsınız.

Bugüne kadar işveren ve proje alanı açısından şanslı bir ofis oldunuz hep. Kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilen Tarlabaşı, Sulukule, Balat gibi sorunlu alanlar için size hiç başvuruldu mu?
O alanlar için iş gelmedi hiç ama başka sorunlu alanlarda proje talepleri geldi. Ama incelediğimizde sorunun çözülemeyeceğini gördüğümüz alanlarda proje yapmamayı tercih ettik. Tam tersine bazen de projeyi yaptığımız halde gerçekleşmeyen durumlar da oldu. Mesela Bodrum'un farklı bölgelerinde farklı zamanlarda üç ayrı proje ürettik ve talep edilenden ve izin verilenden daha az metrekare önerdiğimiz için proje gerçekleşemedi, mal sahipleri başka projeleri de uygulayamadılar ve öyle olduğu için de seviniyorum aslında.

Devletin ‘resmi müteahhiti' TOKİ'yi nasıl buluyorsunuz?
Eskiden devlet yapılarını devlet müteahhiti yapardı. Ancak bu yapılar özellikli kamusal amaca hizmet eden tiyatro, mahkeme gibi yapılardı. Bugün ne kadar sosyal konut adı altında da yapılsa kişilere satılan konutların bir devlet kurumu tarafından yapılması bana pek doğru gelmiyor. Özellikle Anadolu'nun her yerinde aynı tipte, coğrafi ve sosyal koşulları hiç dikkate almadan yapılan TOKİ yapıların ileride büyük sorun olacağını düşünüyorum.
Başbakan'ın açıkladığı seçim vaatlerinin büyük kısmını oluşturan kanal, ikinci İstanbul gibi büyük imar faaliyetleri için fikriniz nedir?
Bu projelerin esas bahanesi deprem tehlikesine karşı önlem alınması ise, şahsen elimizdeki mevcut yapıların iyileştirilmesi için yerinde dönüşüm mekanizmalarını harekete geçirilmesini tercih ederdim. Eski dokuyu bir tarafta bırakıp ikinci bir şehir yapmak, yatırımcıları çekecek şekilde yeni bir kanal açmak pek de mantıklı çözümler görünmüyor bana göre.
Hükümetin İstanbul Modern'e, Santral İstanbul'a arazi tahsis etmesine rağmen ofisinizin önünde bulunan Tepebaşı'na büyük bir kültür merkezi yapmak isteyen ve parasını da bağışlayan Kıraç vakfına bu tahsisin yapılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence bu konu doğru bir şekilde aktarılmamış olabilir. Burada şöyle önemli bir sorun var. Tamam iyi niyetli biri var ama belki başka iyi niyetli kişiler de olabilir burada proje yapmak ve para vermek isteyen. Esas önemli olan burada ne olacağı hiç tartışılmadı. Belediye veya TRT neden sorgulamadan bu araziyi kültür merkezi olsun diye versin? Burası İstiklal Caddesi'nin balkonu aslında, belki başka fonksiyon kent için daha uygun olacak. Bence önce burası ne olmalı, hep birlikte bunu tartışmalıyız. Sonra bunu yapmak isteyenler olursa bunu en iyi kim yapar, kim işletir onu tartışmak lazım. Ama bunların konuşulduğunu bile sanmıyorum.

AKM'de hiçbir gelişme yok

AKM ile ilgili bir gelişme var mı?
Herhangi bir gelişme yok. Herhalde seçim sonrasında bir şeyler olur artık umarım. Biz mimar olarak iki ayrı proje yaptık. Ama bundan sonra ne olacağını biz de bilmiyoruz. AKM'de sorun mimari projede değil aslında. Eski işletme şeklinin aynen devam etmesi bekleniyor. Bilet gişelerini içeri almayı önermiştik mesela ki insanlar o güzel geniş mekana gün içinde de girebilsin. Ama idare gündüz kapıları kapatıp sadece gösteri sırasında açmaya alışmış ve değişmesini istemiyor. Oysa biz böyle güzel bir mekanın günün her saatinde insanlara hizmet etmesini savunuyorduk. Bu da elbette işletme mantığının değişmesi demek ve bunu değiştirmek istemediler.

07.06.2011
Radikal

Etkinlikler

Tüm Etkinlikler